AŞK SAKIN BİR SAFSATA OLMASIN
AŞK sakın bir safsata olmasın?
İnsanın kendisini bile kandırabilecek denli incelikli yalanlar söylemesi ne zaman işe yarayabilir? Yalan ve aldatmaca gönül oyunlarının vazgeçilmez unsurlarından biri. Eş bulma süreci yanlış yorumlamalar, yalanlar ve kendini aldatmalardan oluşuyor, belki de en büyük yanılgı insanın gerçekten âşık olduğu duygusuna kapılması.
İnsan aşık olduğunda belli bir kişinin onun için en uygun eş olduğu inancına kapılır; George Bernard Shaw: 'Aşk bir kişi ile tüm ötekiler arasındaki farkın büyük ölçüde abartılmasıdır.' Sevgilinizin ruh ikiziniz ya da tek gerçek aşkınız olduğu düşüncesi, salt istatistiksel açıdan da olanaksız. Milyarlarca insanın barındığı bir gezegende olsa olsa birkaç yüz, bilemediniz bin uygun eş adayı ile karşılaşabiliriz. O halde kendimizi niye aldatıp dururuz?
İnsanlar genellikle kendilerine benzer etnik ve sosyo-ekonomik özelliklere, ortak dinsel değerlere, eğitim ve zekâ düzeyine sahip kişilere âşık oluyor. Uygun özellikte kişinin seçilmesinde esas alınan ölçütler, çocukluktan itibaren yaşanan deneyimlerle oluşuyor ve bu ölçütlerin tümüne 'aşk haritası' deniyor. Öyle ki, birey kendi aşk haritasına uygun biriyle yüz yüze geldiğinde ona aşık olmaya programlanıyor. Ama asıl aldatmaca bu noktada devreye giriyor...
Çiftleşme zekâsı: ilk bakışta birbirleriyle hiç bağdaşmazmış gibi görünen iki sözcük. Öyle ya, cinsel dürtülerimiz de tüm öteki duygularımız gibi içgüdüsel değil mi? Konu aşk olduğunda da, bu duyguyu 'iç çekişlerin buğusuyla yükselen bir duman' ya da 'yalazlanmış bir ruh' olarak tanımlayan Shakespeare ' e katılmamak elde mi? Tüm bunlarda zekânın en ufak bir belirtisine rastlayabilir miyiz?
Ne var ki, 'çiftleşme zekâsı' aşk yaşamlarımızı nasıl yürüttüğümüzü kavramaya çalışan bilim insanlarının dillerinden düşürmedikleri bir kavram. Tozpembe dizelerin ve duygu yüklü filmlerin ardında ruhsal açıdan tam anlamıyla bir mayın tarlasının olduğu düşünülürse, bu kavramın dilden dile dolaşması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.
Ozanlar aşkın şiirsel yüzünü süslü püslü sözcüklerle yansıtmaya çalışadursunlar, bu duyguyu tadan herkes romantik ilişkilerin söz cambazlıkları, insanları yanlış düşüncelere iten çarpıtılmış gerçekler ve kuyruklu yalanlardan oluştuğunu bilir.
Aşk ilişkisi riski yüksek bir güdümleme oyunudur. Flört edilen kişiyle her buluşma ciddi bir iş görüşmesidir- bu görüşme sonucunda elde edilebilecek en büyük ödül yaşam boyu mutlu bir birliktelik kurma ve çoluk çocuğa karışma olanağıdır. İşin ucunda böyle bir ödül olunca zekâya neden gereksinim duyduğumuz da açıklık kazanır.
OYUN NASIL OYNANMALI?
O halde, aşk denince insanın aklına neden kesinlikle mantıktan uzak bir duygu gelir? Son on yılda yapılan araştırmalar zeki yaşamlarımızın büyük bir bölümünün bilincin radarı dışında geliştiğini, çiftleşmenin de bu kapsama girdiğini ortaya koyuyor. Ruhbilim uzmanları bu konuda hem çelişkili, hem de şaşırtıcı bulgular elde ediyorlar.
Aşk ilişkisi söz konusu olduğunda, kadınlarla erkekler birbirlerini-hatta kendilerini- yanlış anlamaya ve yanlış yorumlamaya programlanmış gibi görünüyorlar. Oysa, çiftleşen beyinde bilinçsizce gelişen süreçler çok daha yakından incelendiğinde tüm bunların gerçekte son derece akla yatkın olduğu fark edilir. Potansiyel eşle ilgili bilgilerin kısıtlı ve yalan yanlış oldukları düşünüldüğünde, seçimin en iyi- biyolojik açıdan en başarılı- olan kişiden yana yapılmasının en etkili yolu, genellikle düşler âleminde gezinen bir romantik olmaktır.
Çiftleşme oyununu nasıl oynayacağımızı belirleyen bilinçaltı süreçler ilk randevudan bile önce etkili olurlar. Bu süreçlerin erkeklerle kadınlar arasındaki farklılıklarını inceleyen Kaliforniya Üniversitesi evrimsel ruhbilim uzmanlarından Martie Haselton, erkeklerin kadının gülümseme ya da kahkaha yoluyla aktardığı cinsel iletiyi genellikle abarttıklarına tanık oldu. Haselton'a göre, erkekler karşı cinsten birilerinin kendilerine gülümsediklerini gördüklerinde bunu genellikle 'kendilerine ilgi duydukları' biçiminde yorumlarken, kadınlar gülümsemeyi salt bir gülümseme olarak algılıyor. Dahası, erkek ne denli zeki ve yakışıklıysa, 'beni arzuluyor' duygusunu yansıtmaya da o denli eğilimli oluyor.
Bir grup erkek deneğe başka erkeklerin 'kayıtsız şartsız' cinsellik önerisinde bulundukları kimi reklamlara kadınların nasıl tepki gösterecekleri konusundaki görüşlerini soran New York Eyalet Üniversitesi toplumsal ruhbilim uzmanlarından Glenn Geher deneklerin IQ düzeyi yükseldikçe kadınların ilgili olabilecekleri görüşünün de ağırlık kazandığına tanık oldu.
Erkeklerdeki karşı cinsin ilgisini abartma eğilim ile kadınlarda görülen ve erkeklerin bir gecelik cinsel ilişkilerde çok daha başarılı olduklarını düşünmeye iten bilinçaltı eğilim arasında bir uyum söz konusudur.
Haselton bir başka araştırmasında kadın ve erkeklerden oluşan farklı gruplara- erkeğin kadına pahalı mücevherler alması gibi- çiftleşmeyle ilgili farklı türlerde davranışların uzun erimli bir ilişkinin ya da adanmanın bir göstergesi sayılıp sayılmayacağı konusundaki görüşlerini sordu.
Sonuçta, bu tür abartılı armağanlar vermenin anlamı konusunda kadınların erkeklerden daha kuşkulu bir tavır sergiledikleri görüldü. Görünüşe bakılırsa, kadınlarda erkekleri çok daha kolay 'parmaklarında oynatabilecekleri' görüşü egemendi.
YANILGI YÖNETİMİ
Bu tür eğilimlerin insanı rahatlıkla yanılgıya düşürebileceği açıkça ortada. Ne var ki, Haselton, çiftleşme ediminin etkili olabilmesi için bu eğilimlerin çok uzun süreli doğal ayıklamalarla biçimlendirildiklerine inanıyor. Texsas Üniversitesi araştırmacılarından David Buss gibi, o da bu tür eğilimlerin insanın düşebileceği çok büyük yanılgıları en aza indirmek amacıyla evrilen yanılgı yöneticileri işlevini gördüklerini savunuyor.
Akıl yürütmeyle ilgili yanılgılar iki farklı türde karşımıza çıkıyor: Olmayan bir şeyi gördüğümüze inandığımız durumlarda ortaya çıkan yanlış olumlamalar; var olan bir şeyi göremediğimiz durumlarda ortaya çıkan yanlış olumsuzlaştırmalar. Haselton,'Aynı anda her iki yanılgının riski en aza indirilemeyeceğine göre, sistemlerin daha az zarar verecek riske eğilmeleri son derece mantıklı,' diyor. Örneğin, yanlış bir alarmın yaratacağı zarar alarm verilmediğinde yangının yol açacağı hasara kıyasla çok daha az olacağından yangın alarmları dumana aşırı duyarlı olacak biçimde tasarlanırlar. İnsanın dirimsel yapısıyla ilgili gerçekler kadınlarla erkeklerin farklı yaklaşımları benimsemeleri gerektiğine işaret ediyor.
Erkeğin 'beni arzuluyor' düşüncesi karşısındaki kadın sandığı kadar zeki değilse utanç verici bir duruma yol açabilir. Öyle bir durum keyifli olmasa da, en azından çok önemli bir zarara yol açmaz. Haselton'a göre, bu durumda yanlış olumlamanın vereceği zarar daha azdır. Yanlış olumsuzlaştırma, yani kadının gerçek ilgisini gözden kaçırma durumu ise üreme olanaklarının da elden kaçmasına yol açabilirdi. Bu da, yanılgıların bedelinin Darwin'ci ekonomiden daha ağır olmadığını gösteriyor.
KADININ SEÇİMİ
Kadınların, 'erkeklerin daha kolay güdümlenebildikleri' yönündeki inançları, bu cinsin farklı bir sorunla karşılaştıkları gerçeğini yansıtır. Kadınlar gebelik, emzirme ve çoğunlukla çocuğun bakımını üstlenme gibi edimlerle üremeye yönelik çok daha büyük bir yatırımda bulundukları için, olası baba adayının kendisini gerçekten bu ilişkiye adayıp adamayacağı konusunda emin olmak isterler.
Öyle ki, kadınların bu tür önlemleri onların aşağılık biriyle ilişkiye girme olasılığını en aza indirir. Üstelik, kadının hedeflediği ilişkinin uzun ya da kısa erimli olması durumunda da aynı sürecin geçerli olduğu görülüyor. Araştırmasında kadın deneklere erkekler tarafından kaleme alınmış ilanlar gösterip kendilerine en çekici geleni seçmelerini isteyen Geher, kadınların her iki durumda da seçimlerini benzer özelliklere sahip erkeklerden yana yaptıklarına tanık oldu.
Geher kadınların salt cinsel bir yakınlık kurmaya çalıştıklarında bile, fiziksel ya da cinsel özellikleri ağır basan erkekler yerine, uzun süreli ilişkilere daha eğilimliymiş gibi görünen erkekleri seçtiklerine dikkat çekiyor.
Erkeklerle kadınlar arasındaki farklılık salt bununla da kalmıyor. San Francisco Üniversitesi ruhbilimcilerinden Maureen O'Sullivan ' ın araştırması, erkeklerle kadınların duygusal ilişkiye girecekleri kişilere söyledikleri yalanların da çok farklı özellikler taşıdığını ortaya koyuyor.
Cinsel arenada tarafların birbirlerine sürekli yalan söyledikleri gerçeğinden yola çıkan O'Sullivan, kadınlarla erkeklerin belirli türlerde yalanları ne sıklıkla söylediklerini saptamak amacıyla bir denek grubuna sorular yöneltti. Verilen yanıtların evrim kuramına dayanarak yapılan kestirimlerle genelde uyumlu oldukları, kadınların daha çok, bakirelik, doğum kontrolü ve cinsel ilişkiye girdiği eşin performansı gibi konularda yalan söyledikleri görüldü.
Öte yandan, erkekler genellikle ilişkinin geleceği, eşle ilgili gerçek duyguları ve ne kadar para kazandıkları gibi konularda yalan söylediler.
AŞK SAFSATA MI?
İnsanların, başarıyla üremek üzere evrilen canlılar oldukları düşünüldüğünde, bu tür yalanlar da belli bir anlam kazanır. Olaya bu açıdan bakıldığında, dişilerde en çok aranan özellikler doğurganlık ve bağlılık iken, erkeklerin biyolojik uygunluğu, kaynaklar ve adanmayla ilintili. Öyle olunca, erkek için iffetliliğini kanıtlayan bir kadın, önüne gelenle yatıp kalkan kadından çok daha uygun bir eştir.
Aynı biçimde, kadınlara çekici gelen erkekler de uzun süreli ilişkiye daha yatkınmış gibi görünen ve varlıklı izlenimi veren erkeklerdir.
Ne var ki, Sullivan'ın araştırması çok daha şaşırtıcı bir başka gerçeği de gözler önüne serdi. Denekler, eşlerin birbirlerine yalan söyledikleri konusunda hemfikir olmakla birlikte, yalana ne denli başvurdukları sorulduğunda, kendi onurlarını öteki hemcinslerinden üstün tuttuları, bu bir kendini aldatma eğilimiydi.
Eş bulma sürecinin yanlış yorumlamalar, yalanlar ve kendini aldatmalardan oluştuğu düşünülürse, belki de en büyük yanılgı insanın gerçekten aşık olduğu duygusuna kapılmasıdır.
'İnsan âşık olduğunda belli bir kişinin onun için en uygun eş olduğu inancına kapılır,' diyen New England Üniversitesi felsefe uzmanlarından David Smith, konuya açıklık kazandırmak için George Bernard Shaw ' un dizelerine dikkat çekiyor: 'Aşk bir kişi ile tüm ötekiler arasındaki farkın büyük ölçüde abartılmasıdır.'
Sevgilinizin ruh ikiziniz ya da tek gerçek aşkınız olduğu düşüncesi, salt istatistiksel açıdan ele alındığında olanaksızdır. Milyarlarca insanın barındığı bir gezegende olsa olsa birkaç yüz, bilemediniz bin uygun eş adayı ile karşılaşabiliriz. O halde kendimizi niye aldatıp dururuz?
AŞK, BİR KISA DÜZENEK
'İnsanlar mantıklı davranıp en uygun olası eşi arıyor olsalar, asla durmazlardı. Yaşam onca insanı tanımamıza el vermeyecek denli kısa. Bu yüzden insanları, en azından geçici bir süre için, aramaktan vazgeçiren bir düzenek olsa gerek,' diyen Smith,'Sırılsıklam âşık olmak eş bulma sorununa getirilen en etkili çözümlerden biridir' diye ekliyor.
Rutgers Üniversitesi insanbilimcilerinden Helen Fisher tutkulu romantik aşkı neyin tetiklediği konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte, insanların genellikle kendilerine benzer etnik ve sosyo-ekonomik özelliklere, ortak dinsel değerlere, eğitim ve zekâ düzeyine sahip kişilere aşık olduklarına dikkat çekiyor.
Fisher uygun özellikte kişinin seçilmesinde esas alınan ölçütlerin çocukluktan itibaren yaşanan deneyimlerle oluştuğuna inanıyor ve bu ölçütlerin tümüne 'aşk haritası' adını veriyor. Öyle ki, birey kendi aşk haritasına uygun biriyle yüz yüze geldiğinde ona aşık olmaya programlanıyor.
Fisher'e göre asıl aldatmaca bu noktada devreye giriyor. Beyinde romantik duygularla devinime geçen dopamin kanallları yoğun odaklanma ile de ilintili olduğundan, sevilen kişinin hoşa gitmeyen özellikleri bir yana atılıyor ve beyin yalnızca hayran olunan özellliklere odaklanıyor. Fisher aşık olanlarda beynin korku ve öfke ile ilintili olan amigdala bölgesindeki etkinliğin azaldığına da dikkat çekiyor.
TASARIM HATASI DEĞİL
Beyinde meydana gelen bu tür değişimler Wellesley College uzmanlarından Faby Gagné ' nin araştırmasında deneklerin %95'inin neden eşlerini dış görünüm, zekâ, sevecenlik ve espri anlayışı açısından ortalamanın üzerinde gördüklerine de ışık tutabilir.
Bu arada halihazırdaki eşlerle eski eşler konusunda bir anket uygulayan Geher de insanların genelde halihazırdaki eşi göklere çıkarttıklarına, eskilerini de yerin dibine batırdıklarına tanık oldu. Elde edilen bulguların, gerçeklerden çok, çarpıtılmış algıları temsil etmesi gerektiğine dikkat çeken araştırmacı,'Çalışma kapsamındaki 300 deneğin tümünün de halihazırdaki eşlerinin kusursuz, eskilerinin ise beş para etmez insanlar olması düşünülemez,' diyor.
Aşık olan kişi kendini aldatıyor olsa da, aşk körlüğünün bir tasarım hatası olduğu söylenemez. Geher'in araştırması eski eşlerine olumsuz gözle bakmaya daha yatkın olan kişilerin halihazırda yaşadıkları ilişkilerde daha mutlu olduklarını ortaya koyuyor. Gagné ise sevgiliye övgüler yağdırma eğiliminin ilişkinin güç olduğu dönemlerde, söz gelimi ne zaman çocuk sahibi olunacağına karar verirken, daha da arttığına dikkat çekiyor.
Aşk inişli çıkışlı bir süreç olduğundan, çiftleri birarada tutacak herhangi bir akıl oyunu son derece yararlı olabilir. Geher çocuklar kervana katıldığında çiftler üzerinde 'çocuklar için' birlikteliği sürdürme yönünde bir baskı oluştuğuna, bu süreçte muhtemelen uyarlayıcı bir kendini aldatma sürecinin devreye girdiğine dikkat çekiyor ve,'Aşk aldatmacası evrimin duygusal yapıştırıcısı işlevini görüyor olsa gerek,' diyor.
Bilinçaltı dünyamızın üzerindeki giz perdesini kaldırmanın, aşkın büyüsünü ve gizemini yok ettiği düşünülebilir. Oysa, durum çok daha farklı. Geher çiftleşmenin temelinde yatan ruhsal süreçlerin ilişkileri etkileyemeyecek denli derinlikli olduğuna dikkat çekiyor ve,'Bu konuda kendimi kandırıyor olabilirim, ama duygularım öyle söylüyor,' diye ekliyor.
O'Sullivan da,'İnsanların içinde bulundukları durumla ilgili duygularının ne kadarının kendi uydurmaları olduğunu bilmeleri gerekir. Ancak bu kendimizi aldatmaya son vermemizi gerektirmiyor. Çünkü, kendimizi aldatmak son derece keyifli. Oysa, perdenin arkasında olup bitenleri kurcalamaktan kaçınıyoruz,' diyor.
Fisher bu konuda daha da olumlu bir tavır sergileyerek,'Eşleri konusunda kendilerini aldatma eğilimini sürdürenler evlilik yaşamlarında çok daha mutlu olduklarını belirttiklerine göre, kendini aldatma doğanın bizlere sunduğu değerli bir armağan olsa gerek,' diyor.
Kaynak: New Scientist, 31 Mart 07,
Son Güncelleme ( Pazartesi, 18 Mayıs 2009 09:01 )


