Ana Sayfa Ahmet Tahsin Çınar Hakkında!

Ahmet Tahsin Çınar Hakkında!

Ahmet Tahsin , 1950 Yozgat / Boğazlıyan doğumlu. Dedesi Rus işgali sırasında Rize’nin / Pazar ilçesinden gelerek İç Anadolu’ya yerleşmiş. Anası ise (hiç annem dediğini duymadım) Karadeniz üzerinden İç Anadolu’ya göçen Çepni Türkmenlerinden.

Şairimiz, İlk Okulu ve Orta Okulu doğduğu ilçede tamamlıyor. Sonra Lise tahsili için on dört yaşında Ankara’ya gelip Ticaret Lisesine öğrenci oluyor. İki sene Ankara’da kaldıktan sonra Kayseri Ticaret lisesine yatay geçiş yapıyor ve şiirle ilk defa burada tanışıyor.



EL KIZI


İstediğin buysa,

Yıkarım dağları.

Sen yeter ki beni dile.

Unut banca geçmişi

Gelecekten mutluluk iste.

Sonra boyun eğersen aka karaya

Yırtık entarinden arlanmazsan,

Bıkmazsan tezek kokusundan,

Orda yaylalarda evim var.

Yanında çorak kokan suyuyla,

Çıkrıklı bir kuyum var.

Durum el verirse birde tulumba alırız

Yozgat’ın dağlarına ekin ekeriz.

Tırnaklarımla kazar,

Ellerimle eker, beslerim seni.

Kışın çömlekte fasulye vurursun tandıra,

Sofranın başında çoluk çocuk,

Birde konuk.

Fasulyeden yer, yer yatağında yatarız.

Ne komşuda lafımız olar,

Ne kimsenin arkasından atarız.


Beni dilersen,

Alır kaçarım seni.

Mutluluk şarkımız olur,

Kuşlar arkadaşımız.

Ormanlarda baş başa, diz dize

Sakin bir hayat kurarız.

Yiyecek için avlanmaya çıktığımda

Yine düşüncem sen olursun.

Oyma tastan su isterim senden,

Çam bardağın lıkırtısından usanmazsan.


Korkum bunlar benim el kızı.

Sen yokluğumda bulduğum,

Kır çiçeğimsin.


Temmuz 1969 Ahmet Tahsin


Kayseri’den sonra Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine örgenci olarak gidiyor , Yugoslav göçmeni bir ailenin kızıyla ilk aşkı burada tanıyor. Lise yıllarında başlayan siyasi bilinci de bu kentte gelişiyor. Bir çok olaydan sonra Ankara’da tutuklanıyor. İlk hapisliğini de bu kentte yaşıyor ve Ankara Ceza Evinin bahçesindeki ağacı ve dünya görüşünü Ankara’yı Sevmek Adlı şiirinde görüyoruz.


………………..

Sekizinci koğuşun bahçesindeki ağaç, dalında meyve vermez.

Aptal ağaç,

Dar ağaç.

Anlatılmalı çocuklara bu ağaç.

Ama nasıl ?

Sorarlarsa ne denir;

Ne yetişir dalında, bahçıvanı kim?

Yazmamalı şair o ağacı.

Aykırı şeyler tanımamalı çocuklar;

Doğaya benzemeli,

Ağaca benzemeli ağaç.

O benzemez ağaca,

Çirkin ağaç,

Ham ağaç.

Bahçıvanı benzer cellada.


Büyüsün çocuklar, budasın dallarını,

Ağaca benzesin dar ağaç.

Genişlesin çağlar boyunca,

Tüm dünyayı sarsın sevgi dallarıyla,

Gün olsun kardeş ağaç………….


Sevgilisini arkasında bırakarak bir kere daha şehir değiştiriyor şairimiz. Bu kez Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine yatay geçiş yapıyor. Ve üçüncü sınıf örgencisi iken sınıf arkadaşı ile evleniyor yirmi iki yaşında. Nikah davetiyesine kendi şiirini yazdırıyor:


AĞ GELİN


Sensin ,sazın kırık telinde kalan, son ses.

Benim, türküler ağıtlar kavalda ki “ Ağ gelin”

Ve biziz bereket damlaları hasretlik çekenlerin………..


1974 yılında da baba olduğunu şiirlerinden izliyoruz.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

İşte oğul oğul,

Avuttuğum seni seni,

Simsiyah sabahlarda gel gel eylediğim,

Canına yüzbinkere kurban olduğum,

Herkes oğluna ninni söylesin ben sana bunu söylerim

Bu canlar durdukça yiğitler vuruldukça………………


Bu arada bir kamu kuruluşunda devlet memuru oluyor Ahmet Tahsin bey ve Amasya’ya tayin oluyor. Amasya’dan da daha yerleşmeye fırsat bulmadan eşini orda bırakıp Topçu Yedek Subay olarak Kars’a gidiyor.


KIŞLA NOTLARI


Gülüm,

Seni düşünmüyorum artık.

Daha bir geçmez oluyor günler.

İki valizim, askeri şapkam,

Yozgat’lı beş kalorifer işçisi ile ben,

En arkasında otobüsün Sivas’tan Kars’a

Her adımda karla kaplı dağlara , kızak izlerine baka baka

Ayrıldık Sivas ikliminden.

O anda biliyorum sen;

Taze çiçekli iki badem dalı gibi , yorganının üzerine uzatıp kollarını,

Uyuyordun yumuşacık.

……………………

Sana mektup yazacağım bu akşam.

Kışlanın önünde turna sürüler.

Devriye subayıyım, Celal’ım türküsünü ıslıklıyorum.

Gitsem sana diyorum, kendimi yiyor içim.

Sol yanım dost dost,

Sağ yanım düşman düşman,

Daldan bir yıldız koparıyorum yakama.

Tükürsem düşecek canım.

Bir dostun kardeşi üç gündür kayıp,

Belimde kor gibi yanıyor silah,

Çekip vuruyorum celladı.

Devriye subayıyım

Vukuat yok.

..................................

Kışlanın önünde yeşil çimenler.

Bahar bayramını kutluyoruz sevgilim,

İşçi bayramını.

Son derece güneşli bir günde Kars’ta.

Ayaklanmalara karşı hazır kıtam

Çimenlerin üzerinde uyuyor şu anda.

Ayaklanma deniyor burada direnişe.

Biliyorsun ayaklanma ihtilal niteliği taşır.

İhtilal yok.

Mevcut düzende daha iyiye direniyor Kars halkı.

Daha çok işe,

Daha çok aşa, daha adil paylaşıma.


Ben de Sovyet televizyonunu seyrediyorum.

Biraz önce trampet çalarak çocuklar geçtiler.

Adını bilmediğimiz bir şehirde,

Büyük ve ulu bir stadyumda kızlar dans ediyor mayolu.

Şimdi Sovyet vatandaşları geçti ekrandan,

En sağda Memedof vardı.

Memedof diyorum başkası olamaz.

Tıpkı bize benziyordu elleri

Oğluna diyordu;

Bak ben nasıl yaşıyorsam,

Öyle yaşıyor herkes.

Herkes nasıl yaşayacaksa,

Sende öyle yaşayacaksın.


Ama;

Düzeni insana göre değiştirmelisin sen de,

Düzen değişti diye, değişmez insan…………………………


Bu askerlik dönemini çok uzun bir tek dizeyle anlatıyor Ahmet bey, Askerlik sonrası Amasya’da üç yıl kalıyor .

……………………………

Şirin şirinliği bilmeli,

Ferhat’ın ölümünü hazırlamak yok öyle.

Aslının yangınında sızlar otuz iki dişimiz

………………………………..


diyor şair sevda masallarında erkek kendine düşeni yaparken kadın sevda yolunda kendine düşeni yapmamış diye, vefasız buluyor hem Şirini hem de Aslıyı. Şirin Ferhat’a kaçmalıymış, Aslı’da düğmelerini kendi çözmeliymiş.

BİR AŞK HİKAYESİ ve ANLATTIĞIM SANA SANA adlı şiirde sevda kavga ortak anlatımına ilk burada şahit oluyoruz.

Burada bir de kız babası oluyor



GÜNAYDIN KIZIM


Günaydın kızım, bak yine doğdu güneş;

Gece sefası kapadı yapraklarını,

Uçuştu yuvalarından kırlangıçlar,

Dağların şavkıdı sarpları,

Ve Amasya kalesi üç bin yıllık anın,

Yeniden gerindi evrime.

Mumyaların soğuk yüzü,

Şahidi değilse de, ispatı geçen zamanın.


Bu doğa, şunlar da toprak ve taştırlar,

Benim dedemden önce vardı,

Babamdan sonra da varlar.

Şu yoldur,

Şu okul.

Büyüyüp yürüyeceksin yolda,

Öğreneceksin okulda.

Ben verdim parasını;

bir içimlik tütünde,

bir yudum çayda……………….





Bir daha kent değiştiriyor Ahmet bey, 1980 yılının Kasım ayında yeniden Ankara’ya dönüyor .


EYLEM VE KURAM BOŞLUKLARININ

YİNE BİR ANKARA AKŞAM ÜSTÜSÜNÜN

DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


Anlamları boş kalmış kavramların,

Eylem kuramı kapsamıyor.

Sevdanın yalınkat uçurtmalarını uçuruyorum,

İçimin serin rüzgarlarında dinmiyor ateşi.

Kolum kalkmıyor,

Kolu kalmıyor yorulmuş meydanında.

Mutlak yardımcı olunmalı, sevdası sancıyanlara…………….


 

1985 yılında bir daha tutuklanıyor Ahmet Tahsin bey,


TUTUKLANMAK


Tutuklanmak, düşünmenin kanlı gururlu sonu.

Nasıl ki;

Öldürmeyi önlemek için öldürmek,

Mevcut hukukta idamın gerekçesi,

Tutuklanmak da eylemin bir neticesi.

Açıkçası, direnenin bu neticeyi bilmesi.

Geceler boyu kanlı çığlıkların, zulme direnmesi.

Aklın, öğretinin alınması insandan,

Verilmesi , serin suların rast gele akışıyla,

Karların göklerden sallanan düşüşü………………….


Bu tutukluluk anlarını TUTUKLANMAK ve MARDİNLİNİN ANLATTIKLARI adlı çok uzun iki şiirinde anlatmaktadır.

Sonra devlet memurluğundan ayrılıyor zorunlu olarak Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir olarak hayatını devam ettiriyor. Devam eden hayatında ne sevdadan ne kavgadan kopmuş şairimiz. “ Bir Bektaşi gibi yaşıyorum “diyor ve bütün insanların kardeş olduğu gerçek cennetin yer yüzünde olduğuna inanıyor. Bence Ahmet bey, Bektaşilikle Şamanlık arasında gidip gelmekte. Bu görüş zaman zaman şiirlerine de yansıyor.


ZAMAN RENGİNİ DE DEĞİŞTİRİR ÇİÇEKLERİN

TARİFİNİ DE


Aldatılmış imamların döşünde halk

Aldatılmamış insanların düşünde şair

Değiştikçe gerçeğin tarifi hedeflerde

Devinir devran…………………


veya


HER SEHER VAKTİ KENDİNDEN MEZUN


Ezanın erken okunmuş halidir yokluğun

Seccadelerin kenarı dürülmüş

Yarım besmeleyle dağılmış tespih taneleri

Minareler selvi gölgelerinden habersiz

Apdest buğusu düşün gizinde

Kıble ulu çağrışımlarla titrer

Sevgili henüz gelmemiştir mescide………


Ahmet Tahsin bey şimdi emekli zaman zaman Ankara Kalesindeki marangoz atölyesinde antika tamirciliğini hobi olarak yapsa da çoğu zamanını şiire ve etkinliklere ayırıyor, geçen zamanın acısını çıkarırcasına. Parasını kendisinin verdiği SEVDA BOZLAKLARI adlı birde kitabı var ama hiçbir yerde satılmıyor. Bunu e kitap olarak ta antolojide bulabilirsiniz.

Bu arada ERBADE adlı şiirinden de bir kısım almadan geçemeyeceğim:

…………………………

Ana dilinle sev beni

Tarü Taşı gibi tut aklında

Çırığın pınarına koy gönül testini

Kör kurşunlara geldi gölgem

Melhem ol içir bana.


Ezan getir

çan getir

hazzan getir

omuz omuza kurtuluştan

kahraman bir destan getir

Bahçemden alma al

Gelirken bostan getir

Başım gözüm üstünesin

Sen gel hastan getir.

Halaylar tutalım köprüden geçsin gelin

Köroğlu olalım

Pir sultan , Delidaylak

Şeyh Bedrettin, Torlak Kemal

Tarlama gel sabanıma değsin elin

Külleri yeşil yapraklansın Sivas’ın

Gelmemecesine gitsin zulüm

Bir daha kara gün görmesin Maraş

Eceliyle ölene ağlasın Çorum………………


Ahmet Bey'e şiir hayatında başarılar dileriz.......Mavigül-Ataşlı Grubu


Son Güncelleme ( Çarşamba, 15 Nisan 2009 13:43 )

Reklamlar
Özel Linkler:
HATIRALAR TAKAS EDİLEBİLİR
Güneşi ve gölgesi ile birlikte,hatıraların %50 si,başka hatıralarla takas edilebilir.
GEÇİŞ İZNİ
Beyaz kedi Binnaz'dan ücreti karşılığı ve mama kabından uzak durmak şartıyla farelere özel geçiş izni verilir.
DEDESİNE SATLIK TORUN
Salıncağı ile birlikte sadece dedesine satılık torun. Adı: Elif Zeynep Yaş: Bir yıl dort aylık. Diş: görünürde bir kaç tane Çiş: Günde beş on sefer
EMANET KALPAK
Eski bir jöntürkten, cumhuriyete ve ülkesine sahip çıkacak Türkiyeli gençlere enanet edilecek kalpak. Karşılığı esaret, cesaret ve asalet.